Sabahattin Ali Kimdir ? Sabahattin Ali Biyografi

tarafından
93
Sabahattin Ali Kimdir ? Sabahattin Ali Biyografi

25/2/1907’ de o dönem Edirne vilayetine bağlı Gümülcüne sancağının Eğridere kazasında dünyaya gelen Sabahattin Ali. Babası Piyade Yüzbaşısı Selahattin Ali Bey’in görev yerlerinin sık sık değişmesi dolayısıyla ilköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit’in çeşitli okullarında tamamlamıştır. 1921 de Edremit’e göç ettiklerinde bölge Yunan işgalinde olduğu için ailesiyle birlikte çok zor günler geçirmiştir. İlkokuldan sonra parasız yatılı olarak Balıkesir Öğretmen Okulu’na girmiş ve 5 yıl kadar burada okumuştur. Daha sonra İstanbul Öğretmen Okulu’na geçip oradan mezun olur. 1 yıl kadar Yozgat’ta ilkokul öğretmenliği yapar. Ne var ki Sabahattin Ali Yozgat’ta sevemez. Yapıtlarında da şiddetli biçimde göreceğimiz toplumsal düzenin dışına çıkmazdı. Şu özgürlüğe hakikate ulaşma çabası, varoluş sorunsalı yalnızlık, yabancılaşma burada kendini şu mektupla gösterir, burası beni muhakkak çıldırtacak. Ne basit muhit yarabbi. Düşün kardeşim konuşulacak bir insan bile yok. Hepsi alelade hepsi dümdüz, memleketin civarı hep bozkır gözünün alabildiği kadar çıplak dağlar uzanıyor. Sabahattin Ali kendine sürgün Yozgat günlerin ardından Millî Eğitim Bakanlığı’nın açtığı sınavı kazanır ve Almanya’ya giderek 1920 1930 yılları arasında orada okur. Aynı sıralarda profesyonel yazı yaşamına şiirle, daha sonra da öyküyle başlar. Burada nazım hikmet le tanışır.

Yurda döndükten sonra da Orhaneli ilkokulu öğretmenliğine atanır. Aydın ve Konya ortaokullarında Almanca öğretmenliği yapar. 1 arkadaş toplantısında Atatürk yeren 1 şiir okuduğu iddiasıyla 1932 de tutuklanarak 1 yıla mahkûm edilir. Konya ve Sinop cezaevlerinde yatar. Cumhuriyetin onuncu yıldönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla özgürlüğüne kavuşur. Ne var ki Ankara’da dönemin bakanlarından Hikmet Bey işine geri dönebilmesi için eski fikirlerinden vazgeçmiş olması gerektiğini cevabını alınca varlık dergisinde benim aşkım adlı şiirini yayımlayarak. Mustafa Kemal Atatürk’e bağlılığını göstermeye çalışır. Sabahattin Ali’nin kaleminden hapishane şarkısı adlı şiirler çıkmış, göklerde kartal gibiydim ve aldırma gönül bugün her dilde ve gönülde yer eden nağmeler olarak bestelenmiştir. Cezaevinden çıktıktan sonra Ankara’ya giden Sabahattin Ali, bakanlık Neşriyat Müdürlüğü’ne atanır. Yine aynı yıllarda Ankara İkinci Ortaokulu’nda öğretmenlik yapar. 1935 yılında Aliye Hanım ile evlenir, ardından da 1936’da askere alınır. Sabahattin Ali, Yusuf’u asılsız bir ihbar nedeniyle hapis yattığı zaman diliminde biriktirdiği malzemeler ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yaptığı öğretmenlik deneyimleri ışığında 1937′ de kaleme alır. Dönemin batı etkisiyle yazılan eserlerin arasında Kuyucaklı Yusuf, toplumsal konuları ele alması açısından çok önemlidir. Hatta roman oldukça anlamsız bulup. 14/6/1937 de toplatılarak aile hayatı ve askerlik aleyhinde olduğu gerekçesiyle mahkemeye verilir. Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf ’un yayınlanmasının ardından 1940 yılında tekrar askere alınır ve askerliğini yaptıktan sonra Ankara Devlet Konservatuarı’nda 1945 e kadar Almanca öğretmenliği yapar. 1940 yılında ise İçimizdeki Şeytan’ı yayınlar. İçimizdeki Şeytan dönemin devlet dairelerinde yolsuzluğu açıkça dile getirdiğinden ve aydınların gerek hane içi gerekse hane dışı tehlikeli ve iki yüzlü ilişkilerini onların karanlığını sergilediğinden dönemin milliyetçi kesimini; Necip Fazıl Kısakürek ve özellikle Nihal Atsız’ın tepkisini çeker. Biz istiyoruz ki bu memlekette yapılan her iş 35 kişinin çıkarına değil, bu toprakları dolduran milyonların yararına olsun. Herhangi bir karar alınırken, İzmir’deki ortak tüccar İstanbul’daki ahbap milyoner değil. Bu kararların altında belli bir plan çoluk çocuk inleyen yığınlar göz önünde tutulsun der Sabahattin Ali. Nihal Atsız, Orhun dergisinde başbakan Şükrü Saraçoğlu’na açık mektup yazısında, komünistlerin devlet dairelerine kadar sızdığını dile getirir. Ona göre bu komünistlerden birisi Sabahattin Ali’dir. Sabahattin Ali, o dönemde milliyetçilerin hedefi haline gelir. Aynı dönemlerde tehditlerin sürdüğü zaman diliminde işinden çıkarılır. Sabahattin Ali, 1945’ te İstanbul’a giderek gazetecilik yapmaya başlar Kürk Mantolu Madonna. Sabahattin Ali’nin 1943 yılında kaleme aldığı romanıdır. Berlin’de geçirdiği 2 yıllık öğrencilik yıllarından esinlenerek yazmış olabileceği düşünülür. Roman bankadaki işinden çıkarılmış anlatıcının sınıf arkadaşının çalıştığı fabrikada işe başlamasıyla açılır. Ardından anlatıcının küçük ve dar memuriyet dünyasının ilkin sıradan bir insan olarak gördüğü Raif Efendi tanıtması ile devam eder. Raif Efendi hem tanıtılmasıyla hem o hummalı ateşli hastalığıyla hem de ölümüyle ve ardında bıraktığı Berlin anılarıyla dolu Maria Puder’ le defteriyle Türk romanının belki de en özgün karakter olarak ortaya çıkar Raif Efendi’nin içine kapanık yaşamı bile demeyip günlüğüne aktardığı Berlin’de bir resim galerisinde rastladığı kürk mantolu kadın portresinin ve o portrenin ressamı Maria Puder’ in büyük ve tutkulu aşkının anlatıldığı bu roman Sabahattin Ali’nin herkes tarafından tanınmasına neden olacaktır. Bu arada meşhur Markopaşa’nın da yayımlanma süreci başlar. 1946 yılında yayına başlayan Markopaşa için Rıfat Ilgaz’ın sarı yazma kitabında dile getirdiği sözler şunlardır “Kadromuz iyiydi, patronlarımız başka patronlara benzemez”. Türk basın tarihinin en yüksek tirajlı yayınlarından olan haftalık mizah dergisi Markopaşa da Sabahattin Ali baş yazar Mustafa Uykusuz da çizer görevini üstlenir. Aziz nesin de kadroya katılmasıyla ve diğer bütün yazı işlerini üstlenmesiyle birlikte Türk basınında yeni bir dönem başlar. Toplumcu ve gerçekçi halk mizahıyla ironik ve düşündürücü bir dile sahip olan Markopaşa, o dönemlerin adeta ana muhalefet haline gelir. Özellikle toplatıldığı zamanlar ya da yazarları hapishanede olmadığı zamanlar etkin bir muhalefet odağı olur. Gazetenin halk tarafından çok sevilmesi ve muhalefetin yarattığı endişeye karşı tepkilerinde ardı ardına davalara dönüşmesine yol açar. Bu nedenle gazete yayınlananların başı hep derttedir. Sabahattin Ali, Aziz Nesin ya mahkeme kapılarında ya da hapishanede geçirirler günlerini. Sabahattin Ali, burada yazdığı bir yazısından dolayı 3 ay hapis yatar. Rıfat Ilgaz için de durum aynıdır. Sabahattin Ali bütün bu davalar ve hapishane sürecinde oldukça yıpranır. Ali baba dergisinde yayımladığı ne zor şeymiş? Başlıklı yazısında içinde bulunduğu durumu şöyle dile getirir; Çalmadan çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç. Bizi giydirenlere donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç. Bu kadar minnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalıydı? Sabahattin Ali Markopaşa dergi ve gazete günlerinin ardından 1948’ de Zincirli Hürriyet’teki bir yazısı yüzünden Paşa Kapısı Cezaevi’nde 3 ay yatar çıktıktan sonra zor günler geçirmeye başlar. İşsizdir, yatacak yeri yoktur. Çok sıkıntı çeker. Bu yüzden yurt dışına kaçmaya karar verir. Pasaport almak ister ancak alamaz. Hapishane arkadaşlarının yardımıyla Bulgaristan’a kaçmak ister. 31 Mart’ta hapisteyken tanıştığı berber Hasan Tural’ın bulduğu Ali Ertekin aracılığıyla kaçarken vurulur. Ordudan atılmış olan bir astsubay Ertekin, geçimini yurt dışına adam kaçırmakla sağlar. Öte yandan milli emniyet mensubudur. Sabahattin Ali’yi öldürdüğünü itiraf eden Ertekin 4 yıl hüküm giyer. Ancak birkaç hafta sonra çıkan aftan yararlanarak serbest bırakılır. Fakat Sabahattin Ali’nin çevresinin iddiasına göre Kırklareli Milli Emniyet’i tarafından sorguda işkence ile öldürüldüğü söylenir ama kanıtlanamaz.

“Bu ölü topraklar üstünde hiçbir şey ölmek ya da öldürmek kadar kolay değildir” Sabahattin Ali…